Beni hatırla
 
23 Mayıs 1972’de Brezilya’nın Sao Paulo kentinde dünyaya gelen Rubinho, şehrin Interlagos pistine yakın olan bir bölümünde büyüdü. Tabii onun çocukluğunun geçtiği 80’lerin başında, Nelson Piquet sayesinde Formula 1 ülkenin gündemindeydi. 70’lerde Fittipaldi’nin elde ettiği şampiyonluklara, Piquet’de eklenince Brezilya’yı saran heyecan dalgası küçük Rubens’i de etkiledi ve kartinge başlayan ufak çocuk, 1989’a gelene kadar tam beş kere ulusal şampiyonluk yaşadı. O yıllarda, kendine örnek almaya başladığı Ayrton Senna’nın izinden gitmeye kararlı olan Rubens, F1 pilotu olmaya çoktan karar vermişti ve bunun için Avrupa’da yarışmasının şart olduğunu gayet iyi biliyordu. 1990’da ilk denemesinde GM Lotus Euroseries’i kazanan Rubens’in sıradaki basamağı, pek çok F1 pilotunun yolunun geçtiği İngiltere F3 Şampiyonası oldu.

1991’de, yıllar sonra Formula 1’de yarış zaferleri için savaşacağı rakibi David Coulthard’a rağmen, ilk yılında şampiyonluğu kazanınca F1 takımlarının ilgisini çekti. Ancak kendini hazır hissetmeyen Rubens, 1992’yi F3000’de geçirdi. O sene yarış kazanamasa seriyi üçüncü sırada bitirmesinin yanı sıra, süpermarket zinciri Arisco’nun desteği sayesinde, F1’in genç takım patronu Eddie Jordan kendisiyle 1993 için anlaşma imzaladı.

Arka sıralarda gezinen Jordan takımıyla 14 Mart 1993’te Güney Afrika’da ilk GP’sinde çıkan Barrichello, sezonun üçüncü yarışı olan Avrupa GP’sini uzun süre üçüncü sırada götürerek kendinden söz ettirdi. Sondan bir önceki yarış olan Japonya GP’sindeki beşincilik ona ilk puanlarını getirdi.

1994 sezonu aslında onun için gayet iyi başladı. İlk yarışta gelen dördüncülüğün ardından, Pasifik GP’sinde kariyerinin ilk F1 podyumuna ulaştı. Ancak tüm spor dünyasını şoka sokan San Marino GP’sindeki felaketlerden birisi de onu vuracaktı. Cuma antrenmanlarında otomobili 200 km/s üzerinde bir hızla lastik bariyerlerin üstünden uçup tel örgülere çarptığında, Rubens’in bilinci kapandı. Kendisini hastanede ziyaret eden akıl hocası Ayrton Senna’nın yarışta hayatını kaybetmesi onu derinden etkiledi. Barrichello aylar boyunca yarışmakta ve konsantre olmakta zorlandı. O sene bir daha podyuma çıkamasa da Belçika’da ilk kez pole pozisyonundan start aldı ve sezonu altıncı sırada bitirdi.

Jordan’ın Peugeot motorlarıyla anlaşması takıma beklenen katkıyı yapamayınca, 1995’in tek parlak anı Kanada’da elde ettiği ikincilik oldu. Sonraki sezon yedi yarışta puan alsa da, podyuma çıkamadı ve sezon sonunda dört senelik Jordan serüvenin noktalayarak yeni kurulan Stewart-Ford takımına geçti.

Yağmur altındaki Monako GP’sini ikinci sırada bitiren Rubinho, takımı henüz beşinci yarışında podyuma taşımış oldu. Ancak 17 yarışlık sezonda sadece üç kez finiş görebilen Brezilyalı pilot, başka puan alamadı.
Sonraki sene de aynı oranda başarısız geçti ve sadece altı kez finiş görebildi. Stewart’taki son senesi olan 1999’da üç kez üçüncü olarak podyuma çıktı ve Fransa’da takıma tarihinin ilk pole pozisyonunu kazandırdı. Aynı sene içinde hayatının teklifini aldı ve Eddie Irvine’ın yerine, ikinci pilot olarak Ferrari’ye geçti.

Ne yazık ki Ferrari’deki kontratı, onun şampiyonluk için yarışmasına izin vermiyordu. Dolayısıyla Rubens, kırmızı otomobilleri sürerek geçirdiği altı sezonda sadece Michael Schumacher sorun yaşadığında veya takım, ona izin verdiğinde yarış kazanabildi.

2000 senesinde, olaylı ve yağmurlu geçen Almanya GP’sinde 18. başlamasına rağmen, şansın da yardımıyla ilk GP galibiyetine ulaştı ve bu zaferini Senna’ya adadığını söyledi. Sezon boyu sekiz kez daha podyum gören Barrichello, şampiyonayı dördüncü sırada bitirdi.
Sonraki seneki on podyum başarısı kendisine dünya üçüncülüğünü getirdi. 2002, o ana kadar ki en iyi sezonu oldu. Dört galibiyet alan Rubens, sezonu takım lideri Schumacher’İn ardından ikinci olarak noktaladı. Ancak önce Avusturya’da son virajda Schumacher’e galibiyeti hediye etmek zorunda kalması, sonra da Amerika’da iki Ferrari’nin finişi yan yana geçmesi sebebiyle, skandalların ortasında kaldı.

İki yarış kazandığı 2003 sezonu daha zorlu geçti ve Barrichello sezon boyunca Raikkonen ve Montoya ile çekişen Schumacher’e yardım etti.

2004 ise, 2002’nin bir kopyasıydı adeta. Ferrari 18 yarışın 15’ini kazanarak tarihi bir başarı yakalarken, Barrichello bu zaferlerin sadece ikisini elde edebildi. Yine de sezonu ikinci bitirmesi için fazlasıyla puanı vardı.
Ferrari’nin muhteşem serisi 2005’te sona erdi. Yeni lastikler ve kurallara adapte olamayan takım şampiyonluğu Renault’ya kaptırdı. Barrichello Ferrari’deki en kötü sezonunu geçirerek sekizinci olduktan sonra, Ferrari defterini kapadı. Altı otomobilin yarıştığı Amerika GP’sindeki ikincilik, onun kariyerindeki son podyum oldu.

Barrichello Ferrari’de yarışlar, pole pozisyonları, dünya ikincilikleri kazansa da, hiçbir zaman Schumacher ile yarışmasına izin verilmediği için potansiyelini gösteremediğine inanıyordu. Eşit muamele göreceğine inandığı Honda takımına geçerek Jenson Button’ın takım arkadaşı oldu. Ancak altı uzun yılın ardından yeni bir takıma ve yeni bir otomobile adapte olmakta zorlanan Rubens, Button’ın gerisinde kaldı sezon boyunca.

2007’de Honda’nın geçirdiği kabus gibi sezon onu da derinden etkiledi ve Brezilyalı pilot, F1 kariyerinde ilk defa bir sezonu puan alamadan kapadı. Bu performansı nedeniyle emekliye ayrılacağına dair söylentiler çıksa da, Barrichello 2008’de de Honda ve çok yakından tanıdığı Ross Brawn ile yola devam ediyor.

Böylesine uzun ve seçkin bir kariyere sahip olan Barrichello 11 Mayıs’ta İstanbul Park’ın gridine çıktığı anda, spor tarihinin en çok yarışa katılan ismi olacak. Bir daha yarış galibiyeti veya pole pozisyonu kazanması çok zor gözükse de, sempatik Brezilyalı yarıştığı sürece padoka renk katmaya devam edecek. Rakip takımların bile sevdiği Barrichello’nun bu rekoru ne kadar ileriye taşıyacağını birlikte göreceğiz.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport