Beni hatırla
 
ALFA ROMEO 158 (1950)
Giuseppe Farina’nın ellerinde Alfa Romeo, çağının en modern otomobillerinden birisi olarak 1950’de düzenlenen ilk Formula 1 Dünya Şampiyonası’nı zaferle kapatacaktı.

Efsanevi Enzo Ferrari, yarış otomobillerinin tekerlekleri olan motorlar şeklinde olması gerektiğini düşünürdü ve 158’de tam olarak bu felsefeye göre üretilmişti. Otomobilin devasa kaputunun altında yer alan 1.5 litrelik sekiz silindirli ve supercharger beslemeli motor 370 beygir civarında bir güç üretiyordu.

Pamuk bir tişort giyen, deri bir kasket takan ve pilot gözlüğü kullanan pilotlar, emniyet kemeri takmaksızın önlerindeki dev ahşap direksiyonları çevirerek ağaçların arasında yarışırlardı. Aslında günümüzün Formula 1 sporunu, geçmişteki bu pilotların cesaretlerine borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz.

COOPER-CLIMAX T51 (1959)
Formula 1’deki İngiliz mühendisliğinin üstünlüğü, aslında 1959’da bu otomobille birlikte başladı.
Motorun öne yerleştirilmesi geleneğini bozan Cooper, motoru sürücü ile arka tekerleklerin arasına yerleştirerek bir devrim başlatmıştı. Bu yenilik, 21. yüzyılda hala devam eden Formula 1 tasarım trendinin en önemli basamaklarından birisi olacaktı.

Daha iyi bir ağırlık dağılımının mümkün kılan bu tasarım sayesinde otomobil daha çevikti ve daha kolay viraj alabiliyordu. Cooper’ın yeni tasarımı hemen öne çıktı ve 1958 şampiyonluğunu kazanan Ferrarileri büyük bir farkla mağlup etti.

Sir Jack Brabham, Cooper ile 1959 ve ’60 sezonlarında üst üste iki şampiyonluk alınca, Ferrari bile önden motor felsefesinden vaz geçmek zorunda kaldı.

LOTUS-CLIMAX 25 (1963)
Jim Clark, Lotus’un kurucusu ve tasarımcısı olan Colin Chapman’ın yarış otomobilleri tasarımında çığır açan yeniliklerinden ilki olan bu otomobille, kariyerinin ilk Dünya Şampiyonluğu’nu kazanacaktı.

Cooper’ın ortadan motorlu otomobil devriminden sonra, Chapman yeni bir devrim yaparak ilk tek parçalı yani monokok şasiyi üretti.

Alüminyum tabakalarından oluşan daha önceki tübüler tasarımlara benzeyen şasi, daha hafif olmasına rağmen çok daha fazla rijitti sağlıyor ve ön tarafta daha küçük olduğu için otomobil aerodinamik açıdan rakiplerine üstünlük sağlıyordu.

Şasinin getirdiği bu ekstra rijitlik sayesinde Chapman daha esnek bir süspansiyon kullanarak, özellikle yavaş virajlarda önemli bir performans avantajı elde etti.

LOTUS-COSWORTH 49 (1968)
1968 Lotus 49’da kullanılan bu komik görünümlü kanatlar ile Lotus ve Colin Chapman bu kez Formula 1’deki aerodinamik çağını başlattı.

Bu kanatlar, uçaklardakilerin tersi bir prensiple çalışarak otomobili asfalta doğru bastırıyor ve bu sayede lastikler daha fazla yol tuttuğu için virajlar daha yüksek süratlerle dönülebiliyordu.
Başlangıçta bu kanatlar çok nazik ve kırılgan oldukları için çoğu zaman yarış esnasında kırılarak büyük kazaların yaşanmasına sebep oldular. Kısa süre içinde bu yüksek kanatlar yasaklansa da, kanatlar artık Formua 1 otomobillerinin değişmez parçaları olacaktı.

Lotus 49, kanatlardan bir sene önce başka bir devrimsel yeniliğe de ev sahipliği yapmıştı.
Efsanevi Ford Cosworth DFV V8 motoru ilk defa şasinin tam bir parçası olarak tasarlanmıştı ve bu sayede otomobil hem daha rijit hem de daha dengeli hale gelmişti.

DFV, motorların dayanıklılığı, esnekliği ve performansı gibi konularda yeni standartlar belirleyecek ve 1967 ile 1983 arasında tam 155 grand prix galibiyeti elde edecekti.

LOTUS-COSWORTH 79 (1978)
Bu otomobille Lotus, grand prix yarışlarındaki aerodinamiyi bambaşka bir boyuta taşıdı.

79 modeli ile Lotus tasarımcısı Colin Chapman, yer etkisi olarak bilinen fenomeni kusursuz bir şekilde çalıştırmayı başarmıştı. Bu sistemde otomobilin altında geçen hava akımı, kanalize edilerek o zamana kadar görülmemiş bir aerodinamik downforce seviyesine ulaşılmıştı.

Tasarımda hava akımının hızlandırılması ve bu sayede yaratılan alçak basınç alanıyla birlikte otomobilin asfalta doğru emilmesi hedeflenmişti. Havanın yan taraflardan kaçmasını engellemek içinde, dikey olarak kayabilen ‘etek’ parçaları üretilmişti.

Sonuçta otomobil rakiplerinden farklı bir seviyeye çıkmış ve otomobilin ‘sanki bir ray üzerindeymiş’ gibi viraj döndüğünü söyleyen Mario Andretti’ye Dünya Şampiyonluğu’nu kazandırmıştı.

BRABHAM-BMW BT52 (1983)
Brabham’ın ok şeklindeki tasarımı, Formula 1 otomobilleri virajlarda çok yüksek süratlere çıktığı için yasaklanan ‘êtek’ sisteminin ardından öne çıkan bir otomobil haline gelmişti. Otomobil aynı zamanda BMW motoruyla birlikte, Dünya Şampiyonluğu’nu kazanan ilk turbo motorlu otomobil olarak da tarihe geçmişti.

F1’deki ilk turbo motoru 1977’de Renault kullanmıştı. O devirde 1.5 litrelik hacimlerine karşılık 3 litreli atmosferik basınçlı rakiplerine karşı mücadele eden turbo motorların, kronik dayanıklılık sorunları dalga konusu haline gelmişti. Dünya Şampiyonluğunu kazanmak şöyle dursun; hiç kimse turbo motorların yarış kazanabileceğine dahi inanmıyordu.

Fakat daha sonra 1979’da Renault’nun yarışlar kazanmaya başlaması ve 1981’de Ferrari’nin güç ve dayanıklılık adına yeni standartlar belirlemesiyle, Formula 1’in geleceğini turbo motorlarda olduğu anlaşıldı.

Çok büyük tartışmaların ardından tüm otomobillerin turbo motor kullanması kuralı getirildi ve Brabham-BMW ile Nelson Piquet, Renault ile Ferrari’yi mağlup ederek 193 şampiyonluğuna ulaştı.

McLAREN-HONDA MP4-4 (1988)
McLaren, 1988’e iki tane büyük transfer yaparak başlamıştı; Honda motorları ve geleceğin dünya şampiyonu gözüyle bakılan Ayrton Senna.

McLaren’in MP4-4 şasisi ile kusursuz bir uyum sağlayan 1.5 litrelik çift turbolu V6 Honda motoru, 12.500 d/dk’da yaklaşık 700 beygir güç üretiyordu. Otomobilin gücü, yol tutulu ve dayanıklılığına, o dönemin en iyi pilotları olarak adlandırabileceğimiz çifte Dünya Şampiyonu Alain Prost ile Ayrton Senna’da eklenince McLaren-Honda sezonun yenilmez takımı haline geldi.

Etkili aerodinamik tasarım Honda motorunun gücü ve dayanıklılığıyla da birleşince, McLaren-Honda, o sezonki 16 yarışın 15’inde galibiyete ulaşırken, 15 pole pozisyonu ve tam 10 tane de 1-2 finiş elde etti. Sezon sonunda sekiz galibiyet alan Ayrton Senna, yedi galibiyetli takım arkadaşı Alain Prost’un önünde kariyerinin ilk Dünya Şampiyonluğu’nun kazanacaktı.

McLaren-Honda o sezon, kendisini takip eden yedi takımın toplamından daha fazla puan alarak ezici üstünlüğünü tüm dünyaya kanıtlayacaktı. Takımın kırdığı bu rekorlar, on yılı aşkın bir süre sonra Ferrari tarafından egale edilebilecekti ancak.

WILLIAMS-RENAULT FW14B (1992)
Williams’ın 1992 otomobili, teknolojik açıdan o zamana kadar üretilen en gelişmiş otomobildi. Otomobilde yarı otomatik elektronik vites kutusu, bilgisayar kontrollü aktif süspansiyon ve patinajı önleyen çekiş kontrol sistemi mevcuttu. O zamanın teknolojisi göz önüne alındığında Williams-Renault, çağının çok ilerisindeydi.

Williams\´ın en büyük avantajı, 1980’lerin sonlarında bir ara Lotus tarafından da denenen aktif süspansiyon sistemiydi. Bu sistemde, geleneksel olarak belli kriterlere göre ayarlanan süspansiyon yerine, pistin etrafına konulan sensörlere göre tur içinde otomobilin yerden yüksekliğini otomatik olarak ayarlayan aktif süspansiyon kusursuz bir hale getirilmişti.

Bu sayede otomobil, pistin neresinde olursa olsun kusursuz aerodinamik paketinden sonuna kadar yararlanabiliyordu. Çekiş kontrol sistemi sayesinde özellikle viraj çıkışlarında da büyük bir avantaj yakalayan otomobil, pilotu Nigel Mansell’a kariyerinin son senesinde yıllardır beklediği şampiyonlu getirdi.

Otomobiller tehlikeli olacak şekilde hızlandığı için, elektronik sürücü yardımları 1993 sezonunun sonunda yasaklandı.

FERRARI F2004 (2004)
Geçen sezonki Ferrari, dayanıklılık ve istikrarlı mükemmellik gibi konularda rakiplerinin hayal bile edemediği yeni limitler belirledi.

F2004, sezon boyunca yapılan 18 yarışın 15’inde galibiyete ulaştı. Takım aslında 2001’den beri devam ettirdikleri tasarım trendini sürdürmüş ve yenilik peşinde koşmak yerine eldeki otomobilin tüm bölümlerini kusursuz hale getirmişti. Böylece ortaya çıkan paket, yenilmez bir armada olarak tüm kupaları silip süpürdü.

Sporun şimdiye kadar gördüğü en büyük dayanıklılık gösterisi ile birlikte kendi çağının en iyi pilotu olan Michael Schumacher, kazandığı 13 yarış sayesinde kariyerinin yedinci dünya şampiyonluğuna ulaşarak rekorlarını daha da ileri bir boyuta taşıdı.

Serhan Acar Ağustos 2005










Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport