Beni hatırla
 
Tahmin ettiğiniz gibi, David Coulthard’dan bahsediyoruz. Tecrübeli İskoç pilot, 1994’te başlayan seçkin F1 kariyerini bu yılın sonunda noktalayama karar verdi. Biz de, padoktaki adıyla DC’nin kariyerini mercek altına aldık.

Coulthard, 27 Mart 1971’de Twynholm, İskoçya’da, taşımacılık yapan varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Sekiz yaşında karting sporuyla tanışan küçük David, doğal yeteneği ve hızı sayesinde, kısa sürede şampiyonluklara abone oldu. Her başarılı F1 pilotu gibi, David’in ilk başarıları da kartingde geldi. 1983-85 arasında İskoçya Junior şampiyonu, 1986-87 ve 88’de İskoçya Açık şampiyonluğunun yanı sıra, 1986 ve 87’de Britanya Super Kart şampiyonluklarını elde edince, David’in Ada’da kartingde yarışabileceği bir seri kalmamış oldu.

Genç Coulthard, 1988’in sonunda tek koltuklu yarış serilerine başladı. 1989’da Formula Ford Junior serisinde rakiplerini ezip geçerek şampiyonluğa ulaşan genç İskoç, ayrıca Formula Ford festivalinde üçüncü oldu ve o yıl ilk kez verilen McLaren Autosport Yılın Genç Pilotu ödülünü kazandı. Bu ödülün beraberinde getirdiği harika bir hediye vardı: McLaren F1 takımıyla test yapmak!

Coulthard’ın hızı, ileride Stewart F1 ve hatta devamında bugünkü Red Bull Racing’e dönüşecek olan Paul Stewart Racing (PSR) takımının dikkatini çekti. 1990’da aynı anda Formula Vauxhall Lotus ve GM Lotus Euroseries’de yarışmaya başlayan Coulthard, Spa’da kariyerinin ilk büyük kazasını yapıp ayağını kırmasa, muhtemelen şampiyon olacaktı. 1991’de F1 öncesindeki en önemli basamaklardan biris olan İngiltere F3 şmapiyonasına katıldı ve bütün sezon boyunca, ileride F1’de kapışacağı Rubens Barrichello ile çekiştikten sonra şampiyonluğu Brezilyalı rakibine kaptırdı. Ancak aynı yıl Formula 3’ün en önemli iki organizasyonu Macau GP’si ve Marlboro Masters yarışlarını kazanmayı başardı.

1992’de PSR ve Coulthard, birlikte F3000 serisine geçtiler. Ancak rekabetçi olamayan takım yüzünden David, sezonu dokuzuncu sırada bitirdikten sonra, 1993 için daha başarılı bir takım olan Pacific Racing’e geçti. Bu arada, 1992’nin sonunda Benetton-Ford ile ikinci Formula 1 testi geldi.

1993’te F3000’de bir yarış kazanıp sezonu üçüncü sırada tamamlayan Coulthard’da, hayatının teklifi Frank Williams’tan geldi. Genç İskoç, o zamanın en iyi takımı olan Williams-Renault’nun test pilotluğuna seçilmişti ve Alain Prost gibi bir ustanın ardından, test pilotu olacaktı. Bu arada aynı yıl Le Mans 24 Saat’e de katıldı ve GT sınıfında birinci olan otomobili kullandı.

1994’te beklenen yarış koltuğunu elde edemese de, hem F3000’de yarışmaya başladı, hem de takıma yeni katılan Ayrton Senna’yı yakından takip etti. Senna’nın Imola’daki trajik ölümü, ona bir anda Williams yarış koltuğunu getirecekti. 90’lı yıllarda 20’li yaşlarının başında bir pilotun, büyük bir F1 takımında yarışması, hayal gibi bir şeydi. Ispanya’da kariyerinin ilk Grand Prix’ine çıkan 23 yaşındaki İskoç, elektrik problemiyle finiş göremedi. Sene sonuna kadar Senna’nın 2 numaralı otomobilini, 1992’nin dünya şampiyonu Nigel Mansell ile paylaşan Coulthard sekiz yarışa katıldı ve Portekiz’de ikinci olup podyuma çıktı. DC, iki sene içinde Prost, Senna ve Mansell gibi üç dünya şampiyonunun ardında test pilotluğu yaparak çok şey öğrendi.

David’in hızı ve istikrarı kendisine 1995’te Williams’ın yarış koltuğunu getirdi. Arjantin’de ilk pole pozisyonunu ve Portekiz’de ilk GP galibiyetini alan Coulthard, sezonu sekiz podyum ve 49 puanla üçüncü sırada noktaladı.

Coulthard, 1995’in sonunda tüm kariyerini etkileyecek bir karar aldı ve kendisine yapılan cazip teklif üzerine McLaren-Mercedes’e geçti. DC, Woking’li takımda tam dokuz sezon yarışarak, McLaren ile en uzun süre yarışan sürücü oalrak tarihe geçecekti. Ancak belki de bu kararı yüzünden hiçbir zaman dünya şampiyonu olamadı. 1996 ve 97’de çok üstün olan Williams-Renault ile yarışıyor olsaydı, İskoç pilot belki de genç yaşında bir şampiyonluğa ulaşabilirdi.

1996’da McLaren, Mika Hakkinen ve David Coulthard gibi iki dinamik sürücüyle birlikte, dört kez dünya şampiyonu Alain Prost gibi bir test sürücüsüne de sahipti. Ancak takım gelişem evresine yeni geçmişti. Sezon boyunca yedi kere yarış dışı kalan David, sadece iki defa podyuma çıkabildi ve 18 puanla sezonu yedinci sırada noktaladı.

McLaren ile Mercedes’İn kurduğu ortaklığın güçlenmesiyle birlikte Coulthard, gümüş rengi McLaren’ Avustralya 1997’de ilk galibiyetini kazandırdı. İtalya GP’sini de kazanıp, iki defa daha podyuma çıkan DC, sezonu 36 puanla üçüncü sırada noktaladı.

1998, McLaren’in altın yılı oldu. Bridgestone lastikli yeni otomobil MP4-13, sezon öncesi testlerinde o kadar üstündü ki, McLaren sezonun ilk altı yarışının beşini kazandı. Bu arada Hakkinen ve Coulthard, ilk virajı lider dönen pilotun yarışı kazanması yönünde sözlü bir anlaşma yapmışlardı. Avustralya’daki açılış yarışında Hakkinen, ilk virajda liderliğe yükseldi. Ancak Hakkinen, bir yanlışılık sonucu pitten geçince İskoç ürücü liderliğe yükseldi. Buna rağmen yaptığı anlaşmaya uyan Coulthard, galibiyeti Hakkinen’e hediye etti. O sene Mika Hakkinen, mağlup edilmesi gereken adamdı. Fin pilot sekiz galibiyetle beraber dünya şampiyonluğuna ulaştı. İniş çıkışlar yaşayan Coulthard ise, sadece tek bir galibiyetle yetindi ve sezonu üçüncü sırada noktaladı. 1998, Belçika GP’sinde, çarpıştıktan sonra Schumacher’in, kendisinin üstüne yürümesiyle manşetlere taşındı.

1999’da da benzer bir senaryo yaşandı. Formunun zirvesindeki Hakkinen, beş galibiyetle şampiyonluğa ulaşırken, İngiltere ve Belçike GP’lerini kazanan DC, sezonu dördüncü sırada noktaladı.

2000 yılı Coulthard’ın McLaren’deki beşinci sezonu oldu. Kendi evi İngiltere, Fransa ve Monako’daki zaferleri, ona bir kez daha dünya üçüncülüğünü getirdi. Özellikle Fransa’da, Schumacher’e yaptığı atak uzun süre konuşuldu. 2000, Coulthard’ın hayatında başka bir açıdan dönüm noktası oldu. Özel jetinin iniş esnasında düşmesi ve iki pilotun hayatını kaybettiği kazadan kurtulması, onun hayata ve spora bakış açısını değiştirdi.

Sonraki yıl, Schumacher ile savaşma görevini, motivasyonunu kaybeden Hakkinen’den devraldı. Her ne kadar Ferrari ve Schumi’nin üstünlüğü karşısında bir şey yapamasa da, iki galibiyetle 65 puan toplayan Coulthard, dünya ikinciliğini elde etti.

Emekliye ayrılan Hakkinen’in yerini alan genç Finli Raikkonen’imn gerisinde kalan DC, buna rağmen tecrübesiyle McLaren’in 2002 sezonundaki tek zaferini kazanmayı bildi. Sezon sonunda beşinci olan İskoç pilot, 2003 yılına belki de, kariyerindeki son GP zaferi olacak Avustralya GP’si ile başladı. Ancak sezon boyunca yaşanan hayal kırıklığı, bir sonraki sene de devam etti ve DC, kariyerinde ilk defa 2004 yılını podyuma çıkamadan noktaladı.

2004 aynı zamanda İskoç pilotun McLaren’deki son senesi oldu. Dokuz yıl yarışıp, .. yarışa çıktığı,.. galibiyet ve .. podyum elde ettiği takımdan ayrılan tecrübeli pilot, el değiştiren Red Bull takımına transfer oldu. Yeni takımın, onun gibi tecrübeli bir isme çok ihtiyacı vardı. Takıma, daha açılış yarışında bir dördüncülük getiren DC, 2005’te 24 puan topladı.

2006’da daha az puan alsa da, sezon boyu sorunlar çıkaran otomobilini Monako’da podyuma taşımayı başaran Coulthard, 2006 ve 07 sezonlarını 14 puan toplayarak kapattı. Kariyerinin son sezonu olan 2008’e çok kötü başlayan ve ilk altı yarışta puan alamayan Coulthard, olaylı Kanada GP’sinde tecrübesini konuşturdu ve belki de kariyerinin son podyumunu elde etti. Tabii 62. kez çıktığı bu podyumun, ilk podyum ziyaretinden tam 14 sene sonra gelmesi, bir bakıma onun istikrarının bir ölçüsü oldu.

Coulthard İngiltere GP’si öncesinde sezon sonunda emekliye ayrılacağını, ancak F1’den kopmayarak seneye seneye Red Bull takımında danışmanlık yaapcağını açıkladı. Coulthard, yarış kariyeri dışında kendisine başarılı bir iş kariyeri de edinmiş durumda. Şu anda, sahibi olduğu dört adet otelin işletmesiyle de uğraşıyor.

Coulthard, kariyeri boyunca centilmen karakteri, günündeyse Schumacher ve Hakkinen’i geride bırakabilecek hızı ve olaylara gerçekçi yaklaşımıyla çok takdir topladı. 15 sezon boyunca sadece üç takım adına yarışarak, yarıştığı ekiplere sadakatini de gösteren DC, ‘kendisine dünya şampiyonluğunu kazanan bir otomobil verildiğini, ancak şampiyonluğu kazanacak istikrarı yakalayamadığını’ söyleyebilecek kadar açık sözlü bir pilot oldu her zaman.

David Coulthard, İngiltere GP’sinin ardından katıldığı 238 yarışla şu anda gridin en tecrübeli ikinci ismi. Tüm zamanların start sayısına baktığımızdaysa dördüncü, Barrichello, Patrese ve Schumacher’in ardından dördüncü sırada yer alıyor. Katıldığı 238 yarışta iki İngiltere ve iki Monako zaferi de olmak üzere toplam 13 yarış kazanan, 12 kere pole pozisyonundan start alan, 60 GP’de lider giden DC, tam 62 kez podyuma çıktı. 37 defa ilk çizgiden start alan ve 18 kez en hızlı tur zamanını elde eden David, topladığı 533 puanla tarihin en çok puan alan dördüncü pilotu konumunda. Coulthard, F1 kariyerini bir dünya ikinciliği ve dört dünya üçüncülüğüyle noktalayacak.

Coulthard, emekliye ayrıldığında, F1 dünyası belki bir şampiyon sürücüyü kaybetmeyecek. Ama padokta ve ekran başındaki herkesin takdirini kazanan bu saygın sporcu, gerçekten de özlenecek.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport