Beni hatırla
 
Normal şartlarda, Güvenlik Aracı içeri girmese İngiliz pilot, yarışı muhtemelen 20 saniye civarında bir farkla kazanacak gibi gözüküyordu. Güvenlik Aracı’nda, McLaren’in ilk sıradaki Hamilton’ı içeri çağırmaması inanılır gibi değil. Hoş, bu karar bize yarışın sonlarında harika anlar yaşattı. Ama, yarış zaferini riske attılar açıkçası.

Piquet, şanslıydı diyebilirsiniz. Ama unutmayın, şans hazır olana gelir. Özellikle Alonso’nun
Piquet ile ilgili sarf ettiği sözlerin ardından, Brezilyalının podyuma çıkması harika oldu, öyle değil mi?

Massa, çok parlak olmasa da hatasıza yakın bir performans sergiledi. Hamilton’a elinden geldiği kadar savunma yaptı. Dünya Şampiyonu Raikkonen ise, hafta sonunun başından beri ayarlardan şikayet ediyordu. Zaten Raikkonen, Cuma gününden memnun olmazsa, genelde ortaya çok iyi sonuçlar çıkmıyor.

Gelelim yayınlara ve özeleştiri kısmına… Cumartesi sıralama yayınım iyiydi, aklımda kalan bir hata yok. Aslında dünkü yarışta da fena değildim. Ama Hamilton’ın pite girişi konusunda, McLaren’in yaptığı inanılmaz hareketin kurbanı oldum. Bitime 30 tur kala, konvoyun başındaki liderin pite gimediği bir Güvenlik Aracı periyodunun inanın hatırlamıyorum. Reji de o arada, orta sıraları, Red Bulları falan gösteriyordu. Aklıma bile gelmedi Hamilton’ın girmemiş olabileceği. Gerçi anlatırken, pit-stopunu tamamlamış olmalı dedim daha yuvarlak konuşup.

Sonuçta yarışı seyreden 100 kişiye sorsanız, herhalde 99’u ‘pite girmeli’ derdi. Bir de, netice sisteminde ve yayına verilen grafiklerde de bazı sorunlar yaşandı. Hamilton’ın ilk pit-stopu zaman ekranına üç dört tur geç işlendi. Yarışta bir sefer, farklar yazmayan bir klasman grafiği ekrana verildi. Cumartesi günü sıralama turlarının başındaki, ikili performans karşılaştırması, 8 yarışın sonuna göre, yani Fransa GP’sinin sonuna göre verildi. Neyse,yarış yeniden başlamadan durumu toparladık.

Bu arada, birkaç yarıştır yanımızda olmayan reklam şansı, bu kez yanımızdaydı. Seçimlerimiz iyi olunca, sadece üç tur bile kaçırmadık. Üstelik son reklamdan sonra finişe kadar 30 küsur tur reklamsız gittik. Tam reklamdan geri döndük, Glock duvara çakıldı.

Bir de anlatım sırasında, pistin tasarımcısı olarak Hermann Tikle yerine Adrian Newey demişim galiba. Tamamen bir dil sürçmesi. Demek ki bilinç altımda, tasarımcı deyince karşıma Adrian Newey çıkıyor. Yoksa pisti Tilke’nin tasarladığını daha inşaat başlamadan önce incelemiştim, sanırım 2001’de.

Bir sefer de, galiba Amerika’da, Alonso’ya Fin pilot demişim. Bu da bir dil sürçmesi aslında. Yoksa ben, Alonso’yu 2000 yılında Formula 3000’de anlatmıştım. Yani Türkiye’deki insanların onu tanımasında bir buçuk yıl önce belki. Ama arada bir böyle oluyor: %100 doğru bildiğiniz bir şey, ağzınızdan bambaşka bir kelimeyle çıkabiliyor.

Basın toplantısı çevirilerim de, süper olmasa da idare etti sanıyorum. Sırada Macaristan var. Umarım, her zamanki sıkıcı GP’lerden birisi olmaz.
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport