Beni hatırla
 
Söze Başkan Mosley’in güvenoyu ile başlamak lazım. Başını Amerika, Almanya ve Japonya’nın çektiği 24 ayrı ülkenin ortak tepkisini bildiren ve kendisini istifaya davet eden bir mektuba rağmen, Max Mosley FIA’nın olağanüstü toplanan Genel Kurul’undan güvenoyu almayı başardı. Bu sonuca birkaç farklı açıdan bakmak lazım.

Öncelikle, biz hep işin F1 ve spor kısmıyla ilgilensek de, aslında otomobil sporları FIA’nın ilgilendiği dallardan daha küçük olanı. Çünkü Uluslararası Otomobil Federasyonu´nun asıl ve en büyük görevi, dünya üzerindeki motorlu araç ve turing aktivitelerini düzenlemek. Ama herkes FIA´yı, sadece F1 ile uğraşıyor sanıyor. Zaten Mosley’e karşı cephe alıp, ayrı bir birlik kurma tehdidini savunan kulüpler de, daha çok işin turing kısmıyla ilgili olarak çalışıyorlar.

Genel Kurul’da, ülkelerin büyüklüğü veya ülkeleri temsil eden kulüplerin üye sayısı gibi rakamlar çok etkili olamıyor. Yani . FIA´ya üye ülke federasyonlarının, üye sayısıyla doğru orantılı oy sayıları yok. Örneğin San Marino ile Almanya veya Amerika´nın oy sayısı aynı.
Sanırım bu sistemin amacı, ufak ülke veya federasyonların da sözünün geçmesini sağlamak ve üye sayıları az olduğu için ezilmelerini engellemek.

Sanki Mosley’e oy verenler, Başkan’ın kendisinden çok, FIA’nın tehdit altında olduğunu görüp, FIA’yı savunmak için tavır aldılar. Hep muhalif federasyonların ayrılma tehditleri, hem de F1’deki üreticilerin ayrı bir seri kuracaklarına dair çıkan söylentiler; FIA’yı oluşturan kulüp veya federasyonları, birliği koruyabilmek adına bir araya getirdi.

Ayrıca Başkan Mosley, çok ama çok iyi bir politikacı. İnsanları etkilemeyi çok iyi biliyor. Onun zamanında, sporun, F1´in özellikle güvenliği ve FIA´nın pek bilinmeyen yönü turing ile ilgili konularda büyük gelişmeler yaşandı. Geri planda, günlük hayattaki otomobil kullanıcıları, yani bizler için çalışmalar yapan FIA vakfı kuruldu. Çarpışma testlerini zorunlu hale getiren ve her şey standarda bağlayan Euro NCAP kuruluşu hayata geçirildi. Bence icraat olarak bir önceki başkan Balestre´den çok daha fazla şey başardı Mosley.

Her ne kadar görevde kalmayı seçtiği için büyük eleştiriler alsa ve 30 küsur yıllık dostu Bay E ile arası bozulmuş gibi gözükse de, Mosley koltuğu bırakmadan önce, FIA’yı, otomobil sporlarını ve otomobil dünyasını daha sağlam temellere oturtmaya çalışacağını söylüyor. Bu konuda ne kadar başarılı olacağını birlikte göreceğiz.

Bu arada F1’deki üreticilerin, Başkan’a tepki olarak ayrı bir seri kuracaklarına dair çıkan söylentilere kesinlikle inanmıyorum. Formula 1, hem marka bilinirliği, hem seyirci-TV izleyicisi sayısı hem de ticari açıdan öylesine sağlam temellere sahip ki, karşısına çıkacak bir yarış serisinin buna benzer bir başarıyı yakalaması neredeyse imkansız. Birkaç sene evvel, büyük sükse yaprak başlatılan A1 GP’yi bir düşünün. Bu seri sizi ne kadar etkiledi, ne kadar takip ediyorsunuz, kaç yarışı seyrettiniz?

Bence markaların buradaki çabası, yeni seri kurmaktan ziyade (çünkü işe yaramayacağını onlar da biliyorlar), üstünde konuşulan Concorde Anlaşması’ndan daha fazla pay kapabilmek. Tıpkı GPMA adındaki birliğin, daha önce yapmaya çalıştığı gibi.

Gelelim BMW’nin tarihi zaferine. Bir web sitesinde okudum: ‘Herhalde dünyada, Kubica’nın galibiyetine sevinmeyen tek kişi Nick Heidfeld’dir.’ diye. İçinizde Kubica’nın, hayatının en büyük kazasını yaptığı pistte, bir yıl sonra kazandığı bu zafere sevinmeyen yoktur herhalde. Evet, hala saf hız olarak Ferrari ve McLaren’in gerisindeler. Ama BMW ve Kubica, ellerine gelen fırsatı harika bir şekilde kullandılar. Takım BMW’ye dönüştükten sonra, sistemli bir büyüme politikası izledi. Ancak daha önceki yıllarda yaşanan Jordan, BAR veya Jaguar örneklerinde olduğu gibi bu büyümenin kontrolden çıkması engellendi.

İlk hedefler 2006’da büyümek, 2007’de podyuma çıkmak , 2008’de yarış kazanmak ve 2009’da şampiyonluk için savaşmak üzerine kurulmuştu. F1’deki en etkileyici yöneticilerden birisi olan Dr. Mario Theissen’in önderliğindeki takım, ilk üç senedeki tüm hedefleri tutturmuş oldu böylece. Ama bir söz vardır: F1’de performans anlamında son %5’i elde etmek, ilk %95’i elde etmekten daha zordur. Acaba Theissen’in takımı, bu son büyük adımı atabilecek mi?

Son olarak, F1 pilotlarının süper lisans ücretleriyle ilgili çıkardıkları çatlak seslere değineceğim. Evet, ücretler geçen yıla göre 4-5 kat artmış. Evet, diğer sporlara göre çok fazla lisans parası ödüyorlar. Ama bir otomobil dergisinin yaptığı araştırmaya göre, orta sıralardaki bir takımda yarışan bir pilotun yıllık maaşı 8 milyon dolar civarında. Ayrıca lisans bedellerinin, güvenlik çalışmaları için harcandığını açıkladı FIA. Bu kadar büyük paralar kazanan, vergi vermemek için çoğunlukla İsviçre veya Monako’da yaşayan dünya yıldızları, ortalama bir haftada kazandıkları bir para için, bu kadar çok huysuzluk yapmalarını çok da hoş karşılamıyorum. Siz ne dersiniz?
Bu yazıyı paylaş:
Share |
 


Yorumlar
Henüz yorum bulunmamaktadır.
lamp83 s-sport